|
kırçiçeği papatyawrote:
Başaklar Erdemle Eğilir
Her insanın ay gibi karanlık bir sinesi, Henüz öğrenmediği bir hayat dersi vardır. İnsan dilinde saklı, kader dilin ucunda Düşlerle harelenen gönül bahçesi bir de… Hedefsiz bir gemiye hangi rüzgâr yön verir? Talih kuşu da konmaz, yatırımsız hayale. Hayat, mücadeleyle resmedilen tuvalde, Zafer, ufak adımla başlayan seferdedir. Acıyı tadanların şefkatle açar kalbi, Olgunlaşan başaklar erdemle eğilirler. Her mum, yanan bir mumun ateşiyle tutuşur. Bengisuyla yıkanır sevgiyle dirilenler. Kin ekilen tarlanın güzünde olmaz hasat, Bahar kışı tanımaz, yeşermez taş bahara Oysa: kral ve yoksul acıkır bir iştahla Aynı kutuya girer sonunda piyon şahla. Bilgeler ve bulutlar vermek için alırlar. Ölüm yaymaz kahraman, ölüme meydan okur. Ki onda hayat bulur öldürmeye gelenler. Kaval bile parmaklar okşayınca şad olur. Her yas da üç gün sürer, her düş, her mükemmel de… Gönül sarayı yalnız sevgi ile açılır, Otlar üç günde büyür, bir gül ahir zamanda. Kalbini bir sera yap, gül yetiştir koynunda. Susuz su aradıkça, su da susuzu arar; Sürekli düş görenin gerçekleşir rüyası, Susamadan kuyu kaz, sevgi ile silahlan Şair, zaman kaydına bağlan artık ne olur! Mehmet Taştan
May 11
|
|
|
RıZa BeRKaN GüLeRwrote:
http://img204.imageshack.us/img204/8868/cennetanalarirbg.png
Peygamber Efendimiz "Anne Cennet kapılarının ortasındadır" (İbn Hanbel, V, 198); "Cennet annelerin ayakları altındadır" (Nesâî, Cihad, 6) buyurmuştur. “Maddî ve manevî gelişimimizi annelerimizin sevgi, şefkat ve merhametine borçluyuz” Bir çocuğun ruhsal ve bedensel gelişimi için anne sütü ne kadar önemliyse, annenin sevgi, şefkat ve merhametinin de en az onun kadar önemli olduğu, kişinin anneye olan ihtiyacının hayat boyu sürdüğü hatırlatılıyor. “Annelerimiz başlarımızın tacı, dertlerimizin ilacı, gönüllerimizin sultanıdırlar” ifadeleri ve; “Ana başa tac imiş, Her derde ilac imiş, Bir evlat pir de olsa, Anaya muhtaç imiş” ve “Ağlarsa anam ağlar, gayrisi yalan ağlar” ne kadar güzel özetliyor "Rabbin, kendisinden başkasına asla kulluk etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi yaşlanırsa, sakın onlara 'öf!' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek, tevazu kanadını indir ve de ki: 'Rabbim, beni küçükken sevgi ve şefkatle koruyup büyüttükleri gibi sen de onlara merhamet et." İnsanların, Allah'a kulluk görevinin yanı sıra, öncelikle anne ve babasına karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiği, varlık sebebi olan anne babasını her zaman hatırlaması ve ihtiyaçlarını karşılaması gerekiyor: "Anne babanıza her fırsatta sevgi ve saygılarını sunun. Onları incitecek söz ve davranışlardan sakının. Dünya ve ahiret mutluluğunun ana-babaya gösterilecek sevgi ve saygıya bağlı olduğunu aklınızdan çıkarmayın."
May 8
|
|
|
................wrote:
Geçenlerde bir sevgi buldum yolda...
Aldım onu yerden yavaşça, Çatlamıştı her yeri... Tozlanmış... Yıpranmıştı. Ellerimle dokundum yavaşça... Ürkekçe içine çekildi birden Gülümsedim... Sıcak ve içten, Üstündeki tozları temizledim dikkatle "Acaba?" dedim kendi kendime... Acaba eski haline getirebilir miyim? Dikkatlice çantama yerleştirdim, Artık eve gitmeliydim... Onu görmek, dinlemek... Ona dokunmak istedim delicesine... Eve gidip odama kapandığımda, Oturdum önce çantamın başına. Açmasam daha mı iyi olur acaba? Ya... Ya daha da kırılırsa... Ona dokunmamı istemezse Ya da sevmezse beni! Hayır, yine de görmeliyim. Günlerce... Evet, günlerce dinledim Onu Bir gece güldüm, Bir gece ağladım yaşadıklarına. Ve... Ondan sonraki her gece sadece ağladım. Üzgünüm sevgi, Yaranı kapatamayacağım kadar kırmışlar seni. Üzgünüm sevgi, Belki ölüm senin için olacakların en güzeli... Üzgünüm sevgi, Parça parça yaşatılamayacak kadar bütünselsin. Ve, üzgünüm sevgi... Çünkü sen, Ya hep güzelsin doyana dek, Ya da bir bilinmeyensin sonsuza dek... selam ve dua ile....
Apr. 14
|
|
|
hakyol islam. .wrote:
PENCERE
Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina ' Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor.' demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis. Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis. Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis 'Bak' demis kocasina ' Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba ?' 'Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermis kocasi. Hayatta da boyle degil midir ? Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen yargilamadan once zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir fikir olabilir ... Kalp pencerelerimizi temiz tutabilmek dileğiyle.... SELAM VE DUA İLE HAYIRLI SABAHLAR KARDEŞİM SELAMETLE...
Mar. 30
|
|
|
Hz. Peygamber'e (sas) Sesleniş
Fatma ERGENE Bir seher vakti uyandım. Yine gama, yine kedere dalmış her yer Efendim. Yine efkâr, yine âh u zâr almış cihanı. Bir velvele ki, sorma Efendim. Yine hasret, yine gurbet almış her yanı. Bütün aşklar, sevgi ve muhabbetler, bütün dertler kıyama kalkmış. Sana hasret, sana müştak, sana tutkun gönüller kıyama kalkmış Bir seher uyandım Efendim, sana meczûb âşıklar kıyama kalkmış. Her varlık âh u zâra durmuş, lâleler, sümbüller, güller kıyama kalkmış. Kıyam etmiş bülbüller, zikre durmuş gönüller. Bir seher uyandım Efendim, bülbüle kulak verdim; Geçmiş günleri, sevda ve aşkları yâd ediyordu. Sana yazılan na'tları, bestelenen şiirleri hikâye ediyordu. Ötüyordu dertli dertli. Yine hicrân, yine giryân, yine hazân, yine hüsrandı. Kâh ağlıyor, kâh inliyor, kâh susuyordu yine. Hiç böyle ötmemişti, böyle şakımamıştı. Yakmıştı canı, yıkmıştı cananı, velveleye vermişti cihanı. Hiç böyle sızlanmamıştı, böyle dertlenmemiş, geçmişe böyle yanmamıştı. Bu sabah ona kulak verdim Efendim. Bir sevda dilindeydi, bir aşkı anlatıyordu. Oturduğu dalı, yaprağı, gövdeyi titretiyordu, öyle ötüyordu. Hasretten yanıyor, gurbetten ağlıyordu. Sanki bütün sevdalıları ağlatıyordu. Bu seher başkaydı Efendim, bu sefer başka. Hazır dili çözülmüşken ona sormak istiyordum; Bunca velvele, bunca serzeniş kime? Onca kıyamet, onca şikâyet niye? Bir şeyler fısıldadı, bir şeyler söyledi. Âh Efendim, beni yüreğimden vurdu. Kalbim böylesine yanmamıştı, göğsüm böyle daralmamıştı. Ruhumu inletti, beni dîvâne, muzdarip etti. Böyle aşk dinlemedim, böyle muhabbet, böyle hasret görmedim. Seherde ağlattı beni, yine gama, kedere saldı... Meğer bunca dağlanışı, sızlanışı, bunca âhı, bunca efgânı; Yıkık gönüller, kırık kalbler, kavrulmuş yürekler adına imiş. Yanık sinelerin, aşka adanmış türkülerin, Hasretten lâl kesilmiş dillerin sözcüsü imiş meğer. Bunca kıyamet Efendim, bunca âh u zâr; Sana adanmış ruhların, türkülerin, aşk ve sevdaların Yürek yakıcı bir efgânı, bir efkârıymış Efendim. Nasıl bilmedim, nasıl uyanmadım, kendimden utandım. Hissizliğimden, insanlığımdan, aşka olan sessizliğimden utandım. Soğumuş bir demir kesilmiş bedenimden, Kurumuş, çölleşmiş hadekamdan, Sana tutkun gönüllerden utandım. Bir seher vakti uyandım Efendim, her yer meşke boyanmış, her şey sermest olmuş. Bağbân hayran, bülbül mestâne, kızıllık her yeri sarmış, sanki gülzâre dönmüş. Günler buruk ve yalnız, öksüz ve yetim kalmış, o kutlu doğumu yâda durmuş. Bir sessizlik var her yerde Efendim, sanki varlık lâl kesilmiş. Yine hazân, yine hicran, yine giryân cana düştü. Yine efgân bana düştü. Gül böylesine kızıl olmamıştı, böyle dertli, gönlü böyle mahzûn olmamıştı. Her zerresini böyle gam, böyle keder, her yanını kırmızı almamıştı. Mevsim böylesine yaş dökmemişti ardından, akşam böyle kararmamıştı. Sabahlar ne kadar inlemiş, gül ne kadar gözyaşı içmiş bilsen Efendim, Göz ne kadar acı dökmüş. Gam ne keder vermiş, ne canlar yakmış, Ne hüsranlar yaşatmış bilsen. Yokluğun ne elem salmış geceye, ne hüzün vermiş sehere, ne dert vermiş. Kırmızılık bir kez daha giyinmiş, bir kez daha kuşanmış ayrılık güllerinde. Onlar Sen'i temsil ediyor sözde, Sen'i hatırlatıyor. Aşkını o sembolize ediyor, teninin kokusunu o takdim ediyor sanki. Gönül bir teselli bulmak istiyor, ayrılık ateşine bir çare. Bu hicrana, bu efgâna, bu hüsrâna bir merhem istiyor. Bir seher vakti Efendim, teselli aradım gülden, bülbülden. Geceden, gündüzden Sen'i sordum. Aşktan, ızdıraptan, hasretten bezenmiş bir buket yaptım. Sabahı Sana delalet, şafağı teselli yaptım. Hasret ve tutkularıma Efendim, sebeb-i meserret yaptım. Bir ferman yazmak isterdim her yerde okunsun, Sana olan aşkları, tutkuları dile getirsin. Bir çerağ yakmak isterdim, gönüllerde Sen'in sevdanı tutuştursun. Bir türkü söylemek isterdim, Sen'in adını yüceltsin. Aşkına adanmış bir beste yazmak, güle, bülbüle onu okutmak Her dertli gönüle onu ezberletmek isterdim. Ne çare, sonunda anladım ki Efendim, 'Dertli söylegen olur.' derler amma, Sevdanı anmak, sevdanı yazmak için, Erbâb-ı dîl olmak gerek, erbâb-ı gönül. MUBAREK KANDİLİMİZ HAYIRLARLA DOLSUN...SELAMLARIN VE DUALARIN EN GÜZELİ SİZİN VE SEVDİKLERİNİZİN ÜZERİNE OLSUN...AEO...KİB...DUALARDA BULUŞALIM İNŞ...KALB-İ MUHABBETLERİMLE...HAYIRLI GECELER...bizim gelin...
Mar. 8
|